Ecevit idamdan önce Denizler hakkında ne dedi

Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 1 Nolu Mahkemesi 9 Ekim 1971’de Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ı “Anayasayı tağyir, tebdil veya ilgaya cebren teşebbüs” suçlamasıyla idam cezasına çarptırdı.

Mahkemenin idam kararları 10 Mart 1972’de “onay” için Meclis Genel Kuruluna geldi.

Oylama yapılırken Demirel hararetle elini havaya kaldırdı. Bir taraftan da geriye bakıp kimlerin oy verdiğini kontrol ediyordu. Alparslan Türkeş de kabul oyu kullandı.

İsmet İnönü ve Bülent Ecevit ise ret oyu verdi.

Erbakan oylamaya katılmadı.

Kısa dalga yazarı Mehmet Çetingüleç, Ecevit’in Deniz Gezmiş savunmasına ilişkin bir yazı kaleme aldı.

Çetingüleç şunları kaydetti:

İdam kararları büyük bölümü sağcı 273 milletvekilinin desteğiyle onaylandı. CHP’li 48 milletvekili ret oyu verirken, 2 milletvekili çekimser kaldı. Çoğu CHP’li 118 milletvekili oylamaya katılmadı. CHP içerisindeki 28 “korkak solcunun” da “intikamcı sağcılarla” birlikte hareket ettiği kayda geçti.

Demirel ve arkadaşlarının idamı onaylayan elleri havaya kalktığında, bilinç altlarında Menderes, Zorlu ve Polatkan’ın idamları yatıyordu.

Belli ki, rövanş istiyorlardı.

Oysa İnönü ve Ecevit, Menderes ve arkadaşlarının idamını engellemek için de yoğun çaba sarf etmişlerdi.

Bu oylama sağ ve sol arasındaki zihniyet farkını açıkça gösteriyordu…

* * *

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın babaları çocuklarının bağışlanması için Meclis’e dilekçe verdi.

Korkunun hakim olduğu bir iklimde TBMM Dilekçe Komisyonundaki görüşmeler sırasında cesaretle ortaya çıkıp “3 fidanı” savunmak için söz alan tek kişi, CHP’nin parlayan yıldızı Bülent Ecevit’ti.

İşte Ecevit’in 27 Mart 1972’de yaptığı o savunma:

– “Ben ölüm cezasına ilke olarak karşıyım. Fakat bugün burada Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın hayatlarının bağışlanması için konuşmamın nedeni, ölüm cezasına ilke olarak karşı duruşum değildir. Yasalarda ölüm cezası yer aldığı sürece, somut ölüm cezalarına ilke açısından karşı çıkmanın yararsız olacağını bilirim.

– “Konuşmamın ölüm cezasına çarptırılan gençler için iyi duygular, düşünceler beslemekle de ilgisi yoktur. Bu gençlerden hiç birini tanımam. Hiç birinin düşüncelerine hiçbir zaman katılmadım. Hiç birinin eylemlerini doğru bulmadım. Doğru bulmam şöyle dursun, onların düşüncelerine de, eylemlerine de herkesten daha çok, daha sürekli, daha yüksek sesle karşı çıktım. Bu gençlerin hayatlarının bağışlanması dileğinde bulunmayı gerekli görüşümün başlıca nedeni şudur: Ne kadar ağır suç işlemiş olurlarsa olsunlar, o suçların bu gençlerden daha başka ve daha büyük sorumluları vardır. Bu gençler kışkırtılmışlardır, oyunlara sürüklenmişlerdir, tuzaklara çekilmişlerdir. Sahne arkasında bu kışkırtmaları yapmış, bu oyunları, tuzakları hazırlamış olanlardan birçoğu serbest ve itibarlı durumdadırlar. Hiçbir kovuşturma yok haklarında. Onların günahı birkaç gencin hayatıyla ödenmek ve örtülmek istenmektedir. İşte bu büyük bir haksızlıktır. Tarih bu kadar büyük haksızlığa katlanmaz, günün birinde örtüyü kaldırıverir…”

* * *

Ecevit, birtakım ajanların kışkırtması sonucu yaşanan olaylardaki sorumluluğun sadece gençlerde olmadığını, halka inanmayan bazı aydınların da askeri müdahale ve dikta rejimine zemin hazırladıklarını düşünüyordu. 12 Mart Muhtırası öncesinde yalnız resmi makamların değil, geniş halk toplulukları dışında kalan birçok çevrenin ve kuruluşun da sorumsuz davrandığına dikkat çektiği konuşmasını şöyle sürdürdü:

– “Gençlerin rejimi tahribe yönelen şiddet eylemlerinin tahrik kaynakları arasında hiç şüphesiz bu gibi bazı çevreler de yer almaktadır. O dönemde iktidar neden böylesine sorumsuzca davranmıştır. Belki de bir ölçüde iktidarın kontrolü dışına çıkan bazı resmi kuruluşlar neden bu kadar kışkırtıcı rol oynamışlardır? Bir kısım aydınlar neden demokrasiden umut kesmişlerdir ve gençleri ateşe sürenlerin arasında yer almışlardır? Bunlar, derinliğine siyasal ve sosyolojik araştırmaları gerektiren ilginç sorulardır. Fakat nedenleri ne olursa olsun yöneticiler, bazı resmi kuruluşlar, çeşitli çevreler ve kurumlar sorumsuzluğun her türlüsünü yapmışlardır. Şimdi günahlarının kefaretini bir avuç genç ödeyecek. İşte benim kabul edemediğim budur. İleride tek yanlı şartlanma ortamından çıkıldığında, her şeyin daha serbestçe konuşulup yazılabildiği ve öğrenilebildiği günler geldiğinde kamu vicdanı da kabul etmeyecektir. Bunu bugün de kamu vicdanının büyük bir kesimi kabul etmiyor. Ama kabul etmediğini yüksek sesle söyleyemiyor.

– “Eğer bu gençlerin işledikleri suçlarda sorumluluğun ne kadar yaygın olduğu ve nerelere kadar ulaştığı, hafifletici bir neden olarak hesaba katılmaksızın, tek yanlı bir suçlama ve cezalandırma yoluna, hem de en ağır ölçüsüyle cezalandırma yoluna gidilirse, birtakım yetişkinlerin ve eski yetkililerin sorumlulukları, günahları, geniş ölçüde kendi kurbanları olan bazı gençlerin canıyla ödetilmek istenirse, duruma daha serinkanlı ve çok yönlü bakılabilecek günler geldiğinde, derin pişmanlıklar duyulabilir. Toplum şimdiye kadar olduğundan daha derin bunalımların içine düşebilir. Bu ölüm cezalarının bağışlanmasını bu nedenle istiyorum. Toplumda yeni yaralar açılmasın diye, hesaplaşmalara yol açılmasın diye istiyorum. Toplumda barış istediğim için, demokrasimizin temeline daha fazla insan kanı karışmasını, kin duyguları karışmasını istemediğim için diliyorum.

– “Bu gençlerin hayatlarının bağışlanması yoluna ileride sürülebilecek dileklerin ne kadar istismar konusu yapılabileceğini biliyorum. Nitekim yapılmaktadır da. Bunu göze alıyorum.

– “Eski Demokrat Partili milletvekillerinin siyasal haklarının tanınması için girişimde bulunduğumuz zaman da bazı çevreler bize ağır ithamlarda bulunmuşlardı. CHP’yi Demokrat Partiye benzetmek anlamında ‘demokratlaştığımızı’ ileri sürmüşlerdi. Oysa ne o zaman ‘demokratlaştığımız’ için eski demokratların siyasi haklarının geri verilmesini istemiştik, ne de şimdi “Marksist” veya “Maoist” olduğumuz için bu gençlerin hayatlarının bağışlanmasını istemekteyiz.

– “Siyaset organlarına, özellikle parlamentoya düşen ödev, ölüm cezalarını toplum koşulları açısından, toplumsal nedenleri açısından ve toplum yararı açısından doğuracağı toplumsal ve siyasal sonuçlar açısından tartmaktır. Bu ölçülere vurularak tartıldığında, gençler için ölüm cezasının fazla ağır geldiğinin görüleceğine inanıyorum.

– “Yıllar yılı ülkemizde öyle bir hava esti ki, nice babalar çocuklarına sahip çıkamadılar. Hocalardan nicesi öğrencilerine sahip çıkamadılar. Devleti yönetenler devlete sahip çıkamadılar. O yüzden büyüklerin günahları veya yetersizliği yüzünden, devleti yönetenlerin günahları veya yetersizliği yüzünden veya belki onları da aşan bazı etkiler yüzünden gençler arasında pek çok kurban verildi bugüne kadar. Artık bu kadar kurban yetsin, diyorum. Onun için ölüm cezalarının bağışlanmasını diliyorum.”

Odatv.com

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir